Böbrek ve Üreter Taşları

Böbrek ve üreter taşı hastalıkları üroloji pratiğinde en sık rastlanılan ve en çok ağrıya neden olan hastalıkların başında gelmektedir. Toplumda her 10 kişiden 1’inin hayatı boyunca en az 1 kez böbrek taşı hastalığına yakalandığı düşünülmektedir. Taş hastalığı 70 yaşındaki erkeklerde %12, kadınlar da ise %5 civarında görülmektedir.

İklimin böbrek taşı görülme riski üzerinde önemli bir etkisi vardır. Ülkemizin de yer aldığı ılıman iklim kuşağı böbrek taşı gelişiminde riskli bölgeler arasında sayılmaktadır. Taşlar büyük çoğunlukla ağrı kesici tedavi dışında herhangi bir müdahaleye gerek olmadan verilen ilaçlar ve taş düşürücü tedavilerle kendiliğinden düşerler. Böbrek yada üreterde tespit edilen taşların düşme oranı %80 kadardır.

Böbrek taşı ve üreter taşı arasındaki fark nedir?

Böbrek kandaki atık maddeleri temizleyen organdır. Böbrek hücrelerinde günlük 180 litre kan süzülür ve bu süzme işlemi ile 1.5 litre idrar çıkar. İdrar içerisinde çözünmüş hâlde atık maddeler ve vücuda fazla gelen mineraller vardır. Bazı zamanlarda idrardaki maddeler çok konsantre hâle gelmekte ve idrar içerisinde katı kristaller meydana gelebilmektedir. Bu kristaller yavaş yavaş büyüyerek daha büyük kristallere ve sonrasında böbrek taşlarının oluşumuna neden olmaktadır.

Böbrekte oluşan taşlara böbrek taşı denir. Üreter taşı ise önce böbrekte oluşmuş daha sonra böbreği terk ederek üreteradını verdiğimiz böbrek ile mesane arasındaki idrar kanalına ilerlemiş ve burada takılarak idrar akışını tıkamış olan taşlara verdiğimiz isimdir. Taşlar çoğunlukla kalsiyum içerirler. En sık görülen taş bileşenleri kalsiyum ve oksalat adını verdiğimiz minerallerden oluşan kalsiyum oksalat taşlarıdır. Bunun dışında kalsiyum fosfat, ürik asit, sistin ve sitruvit taşları vardır.

İdrar içeriside ortaya çıkan kristalleşmeyi önleyici bazı bileşikler bulunur. Taş oluşumu idrarda kristalleşmeyi engelleyen maddelerle kristalleşmeyi oluşturan maddeler arasındaki denge bozulunca meydana gelir.

Görülme sıklığına göre taşlar:

  • Kalsiyum oksalat
  • Kalsiyum fosfat
  • Enfeksiyon taşları
  • Ürik asit taşları
  • Sistin taşları
  • Diğer taş türleri

Böbreğin normal işleyişi nasıldır?

İdrar yolları ya da üriner sistem yukarıdan aşağıya şu organlardan oluşur:

  • Sağ ve sol böbrekler
  • Sağ ve sol üreterler
  • Mesane
  • Üretra (idrar kanalı)

Böbrekler iki adet fasulye şeklinde kaburgaların altında yer almış organdır. Böbreğin görevi vücuttaki sıvı elektrolit dengesini ayarlamak vücuttan fazla sıvıyı atmak ve kandaki atık maddeleri idrar içerisinde vücut dışına atmaktır. Böbrek sayesinde vücuttaki tuz dengesi ve diğer mineral değerleri kontrol altında tutulur. Böbrekler bazı hormonları üretir ve özellikle kırmızı kan hücrelerinin üretiminde rol alırlar. İdrar böbrek içerisinde glomerul adı verilen tübüllerde kanın süzülmesi sayesinde oluşur. Böbrekte üretilen idrar üreter vasıtası ile mesaneye iletilir. Mesane vücutta karnın alt kısmında yer alan üçgen şeklinde bir rezervuar balondur. Bu balon esneme ve genişleme özelliğine sahiptir. İçerisine idrar doldukça yavaş yavaş genişler ve idrarın depolanmasına yardımcı olur. Mesanenin altında üretra adını verdiğimiz ve idrarın dışarı atılmasını sağlayan ince kanal bulunur. Üretra sayesinde mesanedeki idrar dışarı atılır.

İdrar içindeki minerallerin kristalleşmeye eğilimi vardır. Bu kristalleşmenin önüne geçmek için idrar içerisinde kristalleşmeyi önleyici maddeler bulunur.

Böbrek taşı oluşumunda risk faktörleri nelerdir?

Bilinmeyen sebeplerden ötürü bir kısım insan diğerlerinden farklı olarak idrar üretimi sırasında idrar içerisindeki kristallerin birbirine yapışarak taşlar oluşturmasıyla karşı karşıya kalır. Yapılan çalışmalarda beyaz ırkta siyahi ırka göre daha fazla taş üretimi olduğu, yine erkeklerde kadınlara göre daha fazla taş üretimi olduğu tespit edilmiştir. Bir kez taş üreten bir insanın hayat boyu yeniden taş üretme riski %50’dir. Yani taş üreten (taş düşüren) insanların yarısı yeniden taş düşürecektir. Bilim dünyası taş oluşumuna sebep olan faktörleri tam olarak aydınlatabilmiş değildir. Bazı yiyecekler bu konuda suçlanmıştır. Ancak aynı besinlerle beslenen aynı evdeki iki kişinin birinde taş oluşabildiği diğerinde ise taş oluşmadan normal hayatına devam ettiği görülmektedir.

Taş oluşturmaya yatkınlığı olmayan bir insan ne yerse yesin taş oluşmamaktadır. Ailesel yatkınlık önemli bir faktör olarak görülmektedir. Ailesinde taş olan kişide taş oluşma riski daha fazladır. İklim ve su alımı yine taş oluşumunu etkileyen önemli faktörlerdendir. Ülkemizin de üzerinde bulunduğu ılıman ve sıcak iklim kuşağı taş oluşumunun daha sık rastlandığı bölgelerdir. Taş oluşumunun en önemli nedenlerinden bir tanesinin yetersiz sıvı alımı, buharlaşma ve dehidratasyon ile vücuttan fazla sıvı kaybı olduğu bilinmektedir. Bir insan yeterli su almadığı zaman idrarı daha konsantre ve koyu hâle gelir. Bu durumda idrarda kristaller oluşma şansı artar. Ayrıca daha konsantre idrarda kristalleşmeyi çözücü maddelerin oranı da azdır. Bu yüzden kristaller baskın çıkar ve birbirlerine tutunmaya başlarlar. Bir kez taş üretmiş bir insanın günlük en az 2 litre su içmesi önerilir. Anne, babasında veya kardeşlerinde taş olan bir insanın taş üretim oranı topluma göre çok daha yüksektir. Bu kişilerinde günde 2 litre su içmesi önerilir.

Diyetin taş üretme üzerindeki etkisi kanıtlanmıştır. Yüksek proteinli ve asit içeren diyet taş üretimini arttırır. Bu tip diyetlerde idrarda atılan sitrat miktarının azaldığı görülmüştür. Sitrat taş üretimini engelleyen bilinen en önemli kimyasal maddedir. Sitrik asit olarak da bilinir. Bu asidin azlığında taş oluşum hızı yükselmektedir. Yüksek tuzlu diyet bir başka önemli risk faktörüdür. İdrarda aşırı miktarda tuz atılması beraberinde kalsiyumu da idrara çekmekte ve idrardaki kalsiyum konsantrasyonunu arttırmaktadır. Sonuç olarak artan kalsiyum miktarları kalsiyum kristallerinin bir araya gelmesine ve taş oluşturmasına neden olmaktadır. Oksalattan zengin yiyecekler ki bunlar yeşil yapraklı sebzeler, fındık, fıstık gibi yemişler, çay ve çikolata bu durumu daha da kötüye götürür.

Yine taş oluşumunda neden olduğu düşünülen bazı bağırsak hastalıkları vardır. Bunlar;

  • kronik ishal
  • krohn hastalığı
  • zayıflama amaçlı geçirilmiş mide by-pass ve şişmanlık ameliyatları

Ayrıca şişmanlık, obezite de taş üretimi için bir risk faktörüdür.

İdrar akışının normal olmaması, yavaşlaması da taş oluşuma yol açan sebeplerden bir tanesidir. “Akan su kir tutmaz” benzetmesi burada geçerlidir. İdrar akışının yavaş olması içindeki kristallerin çökelti ve taş oluşturmasına neden olmaktadır. Prostat hastalığı ve idrar yolunda darlıklar gibi idrar akışını engelleyen hastalıklar, taş oluşum oranını arttırmaktadır. Bunlara ek olarak hiperparatiroidizm adı verilen bir endokrin bozukluk da kan kalsiyum miktarını ve idrardaki kalsiyum miktarını arttırarak kalsiyum taşı oluşumunu arttırmaktadır. Kalıtsal bir hastalık olan sistinüri yani idrarda sistin miktarının fazla olması sistin taşlarının oluşmasına neden olmaktadır.

Böbrekte taş oluşturan diğer bir hastalık, absortif hiperkalsüri adı verilen kalsiyumun bağırsaklardan fazla emilmesine neden olan bir hastalıktır. Bu hastalıkta vücut bağırsaklardan aşırı miktarda kalsiyum emmektedir. İdrarda kalsiyumun atılımını arttıran böbrek hastalıkları da kalsiyum taşı oluşumunu arttırmaktadır. İdrarda fazla ürik asit atılmasına neden olan ürik asit yükseklikleri, proteinden zengin besinler aşırı miktarda beslenme böbrek taşı oluşumunu arttıran faktörler olarak düşünülmektedir.

Özellikle menopoz sonrası bayanlarda kalsiyum tedavisi uygulanması kalsiyum içerikli hapların ve ilaçların kullanılması taş üretiminin artmasına neden olan faktörler olarak düşünülmektedir. Ancak burada belirtmek gerekir ki kemik erimesinin neden olacağı rahatsızlıklar ve hastalıklar taş oluşumunun neden olacağı rahatsızlığa göre daha ciddi etkilere sahip olduğundan menopoz sonrası bayanlara kalsiyum tüketimi konusunda doktorlarının tavsiyelerine kesinlikle uymalarını tavsiye etmekteyiz.

Tansiyon ve kalp yetmezliği tedavisinde sıklıkla kullanılan bazı diüretikler ya da mide rahatsızlıklarında kullanılan bazı anti asit türlerinde idrar kalsiyum atılımı artarak taş oluşumunda riskli durumlar yaşanabilmektedir.

Böbrek taşının belirtileri nelerdir?

İdrar yollarında bir kez taş oluştuğunda zaman içerisinde taş milimetrik olarak büyür. Belli bir süre böbrekte bir noktada büyüyen taş belli bir olgunluğa geldikten sonra etrafında tutunduğu dokulardan ayrılmakta ve böbrek içinde yer değiştirmekte ya da idrar akımına kapılarak üretere geçmektedir. Böbrekte duran bir taş büyük çoğunlukla hiçbir belirti vermez. Çünkü böbreğin ağrı hissi ancak kapsülün gerilmesiyle yani böbreğin şişmesi ile oluşmaktadır. İdrar akışını tıkamayan taşlar semptomsuz bir şekilde yıllar boyunca böbrekte durabilirler. Taş yerinden ayrılıp böbrek içerisinde yer değiştirdiği ya da üretere geçtiği zaman idrar akımı zorlamakta, tıkanmakta ve taşın gerisindeki idrar kanalı ve böbrekte tıkanıklığa bağlı basınç artışı meydana gelmektedir. Böbrek kapsülünde meydana gelen gerginlik renal kolik adını verdiğimiz çok şiddetli ağrıya sebep olur. Normal doğum yapmış bayanlar taş ağrısının doğum ağrısından daha şiddetli bir ağrı olduğunu belirtirler.

Ağrının karakteristik özellikleri;

  • aniden başlaması,
  • şiddetli irritasyon,
  • idrar yapma hissi,
  • keskin veya kramp tarzı bir ağrıya sebep olma
  • özellikle lomber bölge adını verdiğimiz sırt ve yan tarafta şiddetli ağrılara neden olmasıdır.

Bazen ağrı sırttan ön tarafa kasık bölgesi ve genital bölgeye doğru yayılım gösterebilmektedir. Kimi zaman hastada bu belirtilere ek olarak idrarda kan, bulantı-kusma meydana gelebilir. Çok nadir olarak taşlar hiçbir belirti ve şikâyet yapmadan düşebilirler. Ancak genellikle durum böyle olmaz. Taş sadece böbrekte iken sessiz kalır. Üretere düştüğünde ise çok şiddetli ağrılara sebep olur.

Böbrekte oluşan taşlar zaman zaman üretere düşmeyip böbrekte büyümeye devam ederler. Bu durumda böbrekte geri dönüşümü olmayan diyalize kadar gidebilen çok ciddi hasarlara neden olabilirler. Böbrekte çok uzun süre kalan taşların tümöral oluşumlara yol açtığı da gözlemlenmektedir. Böbrekte sessiz durduğu dönemde taşlar dönem dönem çok şiddetli olmasa da künt ağrılar yapabilmektedir. Böbrekteki taşın idrar yolundan hiçbir belirtiye neden olmadan rahatlıkla düşebilmesi için genelde 2-3 milimin altında olması gerekir. Bundan büyük taşlar üreterin çeşitli kısımları 2-3 milimden daha dar olduğu için idrar kanalında tıkanıklıklara neden olurlar.

Üreter, idrarı böbrekten mesaneye iletmek için aktif olarak kasılmalar gösteren bir organdır. Bu kasılmalara peristaltik hareketler adı verilir. Taş üretere geldiği zaman taşı çıkarabilmek (mesaneye iletmek) için üreter ritmik olarak kasılmalara başlar. Bu kasılmalar taşın daha fazla sıkışmasına ve hasta da irritasyon bulgularının meydana gelmesine neden olabilir. Hasta sıklıkla tuvalete gitme hissi duyar. Tuvalet yapma sırasında da yanma hissi ve irritasyon hisseder. Erkeklerde testislere ve penis ucuna vuran ağrılar görülebilir. Taş üreterin en alt kısmı olan mesaneye girişine geldiğinde mesaneyi çok fazla irrite eder ve mesane tek bildiği his olan “idrar var” hissini kişiye yansıtarak sıklıkla tuvalete gitmesine idrarı boşaltmaya çalışmasına neden olur.

Ancak hasta bir önceki seferde idrarı tamamen boşaltmış olduğundan fazla bir miktar idrar boşalamaz ve tenezim adını verdiğimiz kasılmalarla ileri derece irritasyonlar meydana gelir. Bu sırada idrarda kan görülmesi de sık rastlanan bir bulgudur. İdrar yolundan rahatlıkla geçemeyen taşlar bazen enfeksiyonlara sebep olabilir. Basit bir enfeksiyon görülebildiği gibi böbrekte piyelonefrit adını verdiğimiz ciddi enfeksiyonlara da sebep olabilmektedirler…

Böbrek taşı nasıl teşhis edilir?

Böbrek taşları sırt bölgesinde ağrı olması nedeniyle yapılan radyolojik incelemelerde yada başka rahatsızlıklar nedeniyle yapılan tetkikler sırasında tespit edilebilir. Yan ağrısı nedeniyle acil servise başvuran hastalarda çoğunlukla taş hastalığı tespit edilir. Basit bir radyolojik görüntüleme ya da ultrasonografi ile teşhis konulamadığında bilgisayarlı tomografi tetkikinden yararlanılır. Bilgisayarlı tomografi taşın teşhisi için en etkili yöntemdir. Hastaya kontrast madde verilmeden yapılabilir. Geçmişte sık kullanılan İVP (ilaçlı böbrek filmi) yönteminin yerini almıştır. Tomografi sayesinde taşın tam yeri, boyutu, yoğunluğu, böbreğe bir zarar verip vermediği teşhis edilir. Hastanın şikâyetleri eğer taşa bağlı değilse de bu şikâyetleri yapabilecek apandisit, bağırsak enfeksiyonları, divertükilit, jinekolojik problemler ve over torsiyonu gibi teşhisleri de koymada yardımcı olmaktadır. Ultrasonografi ve direkt üriner sistem grafisi adını verdiğimiz konvansiyonel yöntemler taş hastalığının teşhisinde yavaş yavaş terk edilmektedir.

Son yıllarda tomografinin sık kullanılması ile gündeme gelen radyasyona maruziyet tehlikesi üriner sistem tomografisi için çok düşüktür. Üriner sistem tomografisi tek seferde çekilir, kontrast madde verilip yeniden çekilmesi gerekmez. Bu sayede kısa sürede çekilir. Diğer tomografi yöntemlerine göre radyasyonun az alındığı bir yöntemdir.

Böbrek taşlarını önlemek mümkün müdür?

Böbrek taşı hastalığı, tekrarlayan bir hastalıktır. 1 kez taş oluşturan insanların yarısı ömür boyu izlendiğinde yeniden taş oluşturacaktır. Bu yüzden böbrek taşı oluşumunu engelleme çalışmaları uzun yıllardır devam etmektedir. Bazı hastalarda çok başarılı sonuçlar alınmakta bazılarında ise çabalar yetersiz kalmaktadır. Hangi hastanın tekrardan taş oluşturma adayı olduğunu anlamak için bazı testler yapılır. Bu testler idrardan ve kandan alınan örnekler ile taş üretimine neden olan maddelerin yoğunluğunun incelenmesi, taş oluşumunu engelleyen maddelerin varlığının ve yoğunluğunun incelenmesi esasına dayanmaktadır.

Taş oluşumunu engellemek için yapılabilecekler;

  1. Bol miktarda sıvı alınmalıdır. Sıklıkla taş oluşturan hastaların günde en az 2 litre suyu 24 saat boyunca düzenli aralıklarla eşit miktarlara bölerek alması önerilir.
  2. Geçmiş yıllarda kalsiyum taşları oluşturan hastalara kalsiyum içeren yiyeceklerden uzak durulması öğütlenirdi. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar göstermiştir ki kalsiyum yasaklamak kalsiyum taşı oluşum riskini bilakis arttırmaktadır.
  3. Ailesinde taş olan insanlarda yüksek dozda kalsiyum, vitamin C veya D kullanmak taş oluşum riskini arttırmaktadır. Bu tip ürünleri kullanması gereken hastalar yakın takip edilmeli, sıvı alımları arttırılmalı ve gerekirse sitrik asit içerikleri ile desteklenmelidir. Taş oluşturma riskini belirleyecek olan metabolik analizler adını verdiğimiz testler bu hastalarda özellikle yapılmalıdır.
  4. Tuz kullanımı kısıtlanmalıdır.
  5. Hayvansal protein tüketimi kısıtlanmalıdır.

Böbrek taşları nasıl tedavi edilir?

 

Perkütan Nefrolitotripsi (PNL)

Perkütan nefrolitotripsi (PNL), ciltten bir iğne ile taşın bulunduğu böbrek sistemine girildikten sonra (Şekil-1), bu iğne içinden bir kılavuz tel sisteme yerleştirilir. İğne çıkartılır ve bu kılavuz tel üzerinden yerleştirilen ve şişirilebilen balon ile delik yaklaşık 1 cm. çapında bir delik oluşturacak şekilde şişirilir (Şekil-2). Bu balon üzerinden böbrek içine yerleştirilen ve yaklaşık 1 cm çapındaki boru kanalıyla sisteme endoskop-teleskop- (Şekil-3) ile girilerek, böbrek içindeki taşların kırılması ve parça parça boru yolundan dışarı alınır. İşlem bittikten sonra idrar drenajını ve hızlı iyileşmeyi sağlamak için, geçici süre kalacak şekilde (1-2 gün), sisteme ufak bir borucuk yerleştirilir (Şekil-4). Bu yöntem, hastaya az zarar veren bir teknik olarak böbrek taşı ya da taşlarının çıkartılmasında hastaya etkin ve güvenilir bir tedavi olanağı sağlar.
Şekil-1 : Taşın olduğu böbrek sistemine iğne yardımıyla giriş

 

Şekil-2 : İğne içinden sisteme konulan bir kılavuz tel üzerinden yerleştirilen balon genişleticinin şişirilerek deliğin genişletilmesi ;

 

Şekil-3 : Balon üzerinden sistem içine yerleştirilen bir boru (yaklaşık 1 cm. çapında) yoluyla böbrek içine girilen teleskop ve börek içi ile taşın büyük ve net olarak görülebilmesi için teleskop arkasına yerleştirilen ve steril bir torba ile korunan kamera.
Şekil-4 : Böbrek sistemindeki taş tamamen temizlendikten sonra sisteme iyileşme süresince geçici olarak (1-2 gün) yerleştirilen drenaj borusu (nefrostomi)

 

PNL yöntemi ile taş tedavisi uzun yıllardır birçok hastaya tüm dünyada uygulanmakta olan bir cerrahi tedavidir. Böbrek taşı olan hastaların hemen hemen büyük bir bölümünde artık açık cerrahi ile taş tedavisinin yerini almış güvenilir bir yöntemdir. Yaklaşık olarak, hastanın hazırlanması ve genel anesteziden uyanması dahil, cerrahi 2-4 saat arasında sürmektedir. PNL yöntemi ile taş tedavisi bel bölgesinde cilde açılan 1-1.5 cm. büyüklüğündeki bir delikten gerçekleştirilmektedir (Şekil-5). Ameliyat esnasında röntgen görüntüsü yardımıyla bu delikten böbrek içine yerleştirilen bir tüp içinden böbrek için bir teleskop yardımıyla girilerek böbrek içindeki taş ya da taşlara ulaşılır. Tüpten çıkamayacak kadar büyük taşlar lazer, ultrason ya da havalı taş kırma probları ile kırılarak tek tek bu tüpten dışarı alınır. Girişim sonrası, ameliyatın gerçekleştirildiği delikten böbreğe ince bir sonda (nefrostomi tüpü) yerleştirilir ve ameliyat sonrası hızlı iyileşme için 1-2 gün bekletilir. 2-3 cm boyutundaki tek taşlı olgularda bu sözü edilen nefrostomi tüpünün yerleştirilmesine genellikle gerekmez. PNL sonrasında ameliyata bağlı ağrı oldukça kısa süreli ve az olup, hastanede kalma süresi ve günlük aktivitelere ve işe dönme süresi açık cerrahiye göre anlamlı şekilde kısadır. Genellikle nefrostomi tüpü ameliyattan sonraki 1. ya da 2. çıkartılır ve delikten ıslatmanın kesildiği birkaç saat gözlendikten sonra hasta çıkartılır. Açık taş ameliyatında yapılan cerrahi kesiye göre (Şekil-6) anlamlı derecede kozmetik avantaj da sağlanmaktadır.

 

Şekil-5 : Yaklaşık 1 cm.lik bir delikten böbrek içine girilerek PNL’nin gerçekleştirildi bölge ;

 

Şekil-6 : Açık taş cerrahisinin gerçekleştirildiği ameliyat bölgesi ve cerrahi kesinin büyüklüğü

 

Özellikle bu hastaların kronik taş hastalığı olduğu kabul edildiğinde, geçmişte ya da gelecekteki taş riskleri düşünülecek olursa, PNL uygulamasının mutlaka PNL konusunda tecrübeli bir cerrah tarafından yapılması önem kazanmaktadır. Bunun en önemli nedenleri ameliyat sırasında böbreğe en az hasarı vermek ve bunun yanında böbrek içindeki taşları tamamen temizlemek ve taşsızlığı sağlamaktır. Bazı büyük taşlarda geriden kalan taşlar olabilir ve bunlar ya erken bir sürede ikinici kere PNL seansı ile temizlenir ya da ufak taşalra ESWL taş kırma tedavisi uygulanır. Ancak en ideali sadece bir seans PNL ameliyatı ile tam taşsızlığın sağlanmasıdır. Bunun içinde PNL uygulama konusunda cerrahın tecrübesi ön plana çıkmaktadır.
Taşsızlık iki nedenden dolayı öenm taşımaktadır.
1. Kronik taş hastalığı düşünülen hastalarda bir an önce metabolizma değerlendirmesine başlanarak taş oluşumunun nedenini ortaya koymak ve bu nedene yönelik diet uygulamaları ya da ilaç tedavilerine başlamak. Artık tam taşsızlık sağlanmış bir taş hastasında amaç yeni taş oluşumunu önleyecek önleyici tedavi uygulamaları olmalıdır.
2. Geride kalan bir taş, zaten taş hastalığı için metabolik olarak risk altında olna hastada yeni kristallerin çökmesi ve yeniden taş oluşması için ya da o taşın büyümesi için kolaylık sağlamaktadır.

Fleksibl Üreterorenoskopi (RİRC, Retrograd İntraRenal Cerrahi)

İngilizce “Flexible” kelimesi kıvrılabilir, bükülebilir anlamına gelmektedir. Üreter, böbrekte oluşan idrarı böbrek havuzundan (pelvis) idrar torbasına taşıyan ince kanala denilmektedir. Üreter sağ ve soldaki böbrekte olmak üzere iki tanededir. Endoskopi kelimesi yine İngilizce dilinde “Endoscopy” kelimesinden vücut içindeki bir organa teleskop vasıtasıyla bakma, gözleme anlamına gelmektedir. Bu üç kelimenin birleşmesinden oluşan “ Fleksibl Üreterorenoskopi “ Kıvrılabilen çok ince bir teleskop vasıtasıyla, vücuda hiçbir delik açmadan, idrar kanalından üreter ve böbrek içine girilmesi ve buradaki taş ya da tümörün lazer yoluyla kırılması ya da alınmasını içermektedir.
Şekil-1 : Fleksibl Üreterorenoskop cihazının kıvrılma ve inceliği üreter kanalından böbrek içine ulaşmamızda büyük avantaj sağlamaktadır

 

Buradaki konumuz taş hastalığı olduğundan sadece taş tedavisi hakkında bilgi verilmektedir.
Kıvrılabilen fleksibl üreteroskoplar genellikle 8-10 Ch denilen (3.-3.5 mm) çap kalınlığındadır.İçinde optik mercekler ya da dijital kamera kabloları ile taşın kırılması ve alınması içinde kullanılan çok ince çalışma kanalı mevcuttur (Şekil-2).
Şekil-2 : Tedavide kullandığımız “Fleksibl Üreterorenoskop“ların kıvrılabilme özelliği, inceliği ve bu inceliğe rağmen içinden geçen ışık, optik ve çalışma kanallarını fotoğraf ve grafiksel görüntüsü.

 

Fleksbil Üreterorenoskop teknik özelliği olan incelik ve kıvrılabilirlik nedeniyle, vücuda en bir delik açmaksızın idrar kanalından üreter ve böbrek içine rahatlıkla ulaşabilmekteyiz. Bunun yanında böbrek içindeki tüm odacıklara tek tek girilebiliriz (Şekil-3).
Şekil-3 : Fleksibl üreterorenoskopi kullanılarak böbreğin içindeki tüm odacıklara rahatlıkla girilebilmekte ve içerisi görülebilmektedir. Siyah renkli ince kıvrılabilen endoskopi ile böbrek içindeki odacıklara nasıl girdiğimizi gösteren resim ile kamera vasıtasıyla aldığımız böbrek içinin görüntüsü burada sunulmaktadır.

 

Böbreğin içindeki taşları rahatlıkla, ince çalışma kanalından geçen lazer kablo sistemi ile kırabilmekte (Şekil-4) ve kırılmış büyük (4-5 mm lik taş parçaları bu incelikteki bir çalışmada büyük olarak kabul edilmektedir) basket yöntemi ile almaktayız (Şekil-5). Burada 3 mm ve altındaki taş kırıntıları toplanmaz ve ağrısız şekilde rahatlıkla düşürülebilirler.
Şekil-4 : Bu ince cihazlarla böbrek içindeki ve en dar kanallı odacıkların içindeki taşlara dahi hangi açıda olursa olsun ulaşıp lazer ile kırabilmekteyiz. Bu esnada hastanın yattığı ameliyat masasının altına yerleştirilen röntgen cihazı ile de böbreğin içindeki taşların durumu ve Fleksibl Üreterorenoskop’un pozisyonu rahatlıkla görülmektedir.

 

Şekil-5 : Bu ince cihazlar içinden yerleştirilen çok ince basket kateter denilen 4-5 telin spiral bombeliğinden oluşan yakalayıcı cihaz ile böbrek ya da üreter içindeki 4 mm nin üzerindeki taş parçacıkları toplanır ve dışarı alınır.

 

Fleksible Üreterorenoskopi uygulayan hekim, cihaza bağlı kameranın sağladığı mükemmel görüntü altında, aletin kıvrılabilen uç kısmını bir eliyle kontrol ederek böbrek içindeki tüm odaları kontrol edebilmekte ve buradaki taşlara ulaşarak lazer ile kırabilmektedir (Şekil-6). Aynı zamanda da ayağı ile kontrol ettiği röntgen pedalı ile endoskopinin böbreğin içindeki pozisyonunu ve varsa diğer taşların yerini kontrol edebilmektedir (Şekil-6).
Şekil-6 : Doktorun çalışma pozisyonu ve cihazı kontrol edişi ile böbreğin içindeki tüm yapıları net şekilde görerek işlemi güvenle yapabilmektedir. Bu esnada hastanın yattığı ameliyat masasının altına yerleştirilen röntgen cihazını doktor ayağındaki pedal ile kontrol etmekte ve böbreğin içindeki taşların durumu ve Fleksibl Üreterorenoskop’un pozisyonu rahatlıkla göebilmektedir.

Rijid Üreterorenoskopi (URS)

İngilizce “Rigid” kelimesi bükülemez, sert anlamına gelmektedir. Üreter, böbrekte oluşan idrarı böbrek havuzundan (pelvis) idrar torbasına taşıyan ince kanala denilmektedir. Üreter sağ ve soldaki böbrekte olmak üzere iki tanededir. Endoskopi kelimesi yine İngilizce dilinde “Endoscopy” kelimesinden vücut içindeki bir organa teleskop vasıtasıyla bakma, gözleme anlamına gelmektedir. Bu üç kelimenin birleşmesinden oluşan “ Rijid Üreterorenoskopi “ Kıvrılmayan çok ince bir teleskop vasıtasıyla, vücuda hiçbir delik açmadan, idrar kanalından üreter içine girilmesi ve buradaki taş ya da tümörün lazer ya da hava basıncı yoluyla kırılması ya da alınmasını içermektedir.
Rijid üreteroskop uzun ve çok ince bir endoskopi cihazıdır. Rijid Üreteroskopların kalınlığı 1-1.5 cm.e kadar olabilmekle beraber. Günümüzde 0.8-1.3 cm.lik endoskoplar daha sıklıkla kullanılmaktadır. Görüntü daha geniş ve açısı da 0-10° olup, çalışma kanalı kıvrılabilen endoskopa göre biraz daha kalın olup 1.5 mm.e çıkabilmektedir. Biraz daha kalın olan iki çalışma kanalının olması nedeniyle daha hızlı ve rahatlıkla cihazların kullanımı ve taşın kırılması ve alınması söz konusudur. Ancak en önemli sınırlama, kıvrılamadığı için sadece üreter kanalındaki taşların kırılması ve alınmasında tedavi sağlar. Böbrek içindeki taşlarda kullanım etkinliği, kıvrılabilme yeteneği olmadığından, yoktur.
 Şekil-1 : Rijid (bükülemez) Üreteroskop cihazının uzunluğu ve inceliği üreter kanalına ulaşmamızda büyük avantaj sağlamaktadır. Grafik olarak idrar kanalına yerleştirilmiş ve üreterdeki taşa müdahale eden Rijid Üreteroskop ve bu işlemin sırasında devamlı röntgen ile kontrol edilen durumu görülmektedir.